Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin nebiyyil ümmiyyi ve alâ âlihî vesellim. - Blogcu


10/7/2009 • Kategori: Dualar
 

Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali Muhammed.

Üzerime Salavat-ı Şerife getiren kimseleri melekler rahmetle anar, meleklerin rahmetle andıkları kimseyi Allah (c.c.) affeder. Allah’ın affetti i kimse için bütün varlıklar rahmet okurlar.

Üzerime Salavat getirenlere kıyamet günü sefaatçi olurum. Salavat getirmeyenden ise uzağım.

Rabbimiz muhtacız sana,

Huzurunda el açtık,

Affımız için dualar saçtık,

Rahman isminle Rahmet eyle,

Koyma bizi perişan halimize,

Mağfiretine muhtaç olan mücrimleriz,

Bırakma ellerimizi,

Kabul eyle dualarımızı…

Hayırlı GÜL kokulu Cumalar...




8/7/2009 • Kategori: Kisisel gelisim


Yoksa biz halâ birilerine iyi görünmeye mi çalışıyoruz?
Yoksa biz halâ birilerinin gözünde değer mi kazanmaya çalışıyoruz?
Ya da ALLAH (celle celalüh) adına yaptığınız şeyleri kulların görmediğinden mi şikayetçiyiz?
Ne kadar iyilik yaparsak yapalım sonunda üzülen kırılan biz mi oluyoruz?
Hep ben mi alttan alacam diye düşünüyoruz?
Hiç merak etmeyin hem de hiç mi hiç merak etmeyin!!

Bir Hadisi Kutside Yüce Rabbimiz‘Ben kalbi kırıklarla beraberim’ (Keşfu’l-Hafa, 1, 234.) buyuruyor. Mevlâ bizimle olmayınca dünya bizimle olsa neye yarar.Ya da dünyanın bize ne faydası olur.. Mevlâ bizimle olunca neye ihtiyacımız var ki..

Hani bir söz var ya”iyilik yap denize at, balık bilmezse Hâlık bilir” diye aşağıdaki ayeti kerimede bunu kanıtlıyor:
Lokman suresi 16. ayette; Lokman hekim oğluna verdiği nasihatinde;
16. (Lokman, öğütlerine devamla şöyle demişti) Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de ALLAH onu (senin karşına) getirir. Doğrusu ALLAH, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.

Rabbimiz hardal tanesi dahide olsa bir iyiliği yok saymayacağını buyuruyor. Aranızda hardalın nasıl bişey olduğunu bilen var mı? bilenler vardır elbet, bilmeyenler kısa bir araştırma yapsınlar lütfen..

Bir Hadisi Şerifte ”ALLAHu Teâlâ bir kulunu sevdiği zaman Cibril’i çağırır ve ona: “Ben filanca kulumu seviyorum onu sen de sev” diye buyurur. Cibril’de bunun üzerine hemen onu sever. Sonra sema ehline nida edip: ”ALLAH (celle celalüh) (c.c.) filanca kulunu seviyor, onu siz de sevin”der. Sema ehline hemen onu severler. Sonra onu severler. Sonra onun için yeryüzü ehlinin (kalbine) bir saygınlık yerleştirilir.

ALLAHu Teâlâ bir kulunu sevmediği zaman ise; (yine) Cibril’i çağırır ve ona:
“Ben filanca kulumu sevmiyorum, onu sende sevme”diye buyurur. Bunun üzerine Cibril de onu sevmez ve Sema ehline nida edip:
“ALLAH (cellecelalüh) filanca kulunu sevmiyor. Onu sizde sevmeyin” der. Onlarda onu sevmezler. Sonra onun için yeryüzü ehlinin (kalbine) bir nefretlik yerleştirilir. (Müslim’de (2637)

O halde Rabbimizin rızasını kazandıktan sonra geriye ne kalıyor ki…!

2563 Ablama bu güzel mail için Teşekkür ediyorum

29/6/2009 • Kategori: Yuregin kalemi



Tanınmış gezgin Thomas Cook, bir araştırma gezisi sırasında Atlas Okyanusu'nun ıssız bir yerinde, çığlıklar atan milyonlarca kuşun havada daireler çizerek uçtuğunu gördü. Kulakları sağır edecek denli yüksek sesle çığlıklar atan kuşların kimileri yoruldukça, kendilerini okyanusun dev dalgaları arasına atıyorlardı. Onlar bu son hareketleriyle yaşamlarına son veriyorlar, kendilerini okyanusun dalgalarına bırakırken, çaresizlikten ölüme teslim oluyorlardı.

Bu olaya yalnızca Thomas Cook değil, o bölgede ki balıkçılarda yıllardır tanık olmuşlardı. Kuş bilimcileri ise, yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların farklı yönlerden gelerek okyanusta bu noktada birleştiklerini keşfediyorlar, fakat onların, birbirleri peşisıra kendilerini ölümün kucağına atmalarının nedenini bir türlü çözemiyorlardı.

Gerçek, geçtiğimiz yüzyılın ortalarında anlaşıldı. Bu trajik olayın yaşandığı yerde bir zamanlar bir ada vardı. Göçmen kuşların göç yolu üzerinde bulunan bu ada, bir deprem sonunda, okyanusa gömülmüştü. İnsanların, yok olduğunun bile ayırdına varamadıkları ada, göç yollarının ortasında kuşlar için vazgeçilmez "dinlenme" durağıydı. Kuşlar binlerce yıllık kalıtımsal alışkanlıklarıyla adanın yerini bilmekteydiler ve yıpratıcı, uzun yolculuklarının ortasında, biraz dinlenebilmek ve toparlanabilmek için, yine binlerce yıllık kalıtımsal güdüleriyle, okyanusun ortasındakiadaya geliyorlardı ama... Olması gereken yerde adayı bulamayınca, yorgunluktan bitkin bedenlerini çığlık çığlığa okyanusun sularına bırakmak zorunda kalıyorlardı.

Söz kendini toparlamaktan açılmışken soralım. Sizin hiç "kendinizi toparlayacağınız" bir adanız oldumu? Yaşamın uzun "göç yolları"nda acaba, sizinde bir yudum taze soluk alabileceğiniz, yolunuzun kalan bölümüne dinç olarak devam etmenizi sağlayabileceğiniz bir adaya sahip olabildiniz mi? Birgün yerinde bulamadığınızda ise, ona illede ulaşmak ve sığınmak için başınız dönercesine, dengeniz bozulurcasına çırpınıp kanat çırptığınız bir ada yaratabildiniz mi yaşamınızda kendinize?

Herşeyi sınırsızca paylaşabildiğiniz bir dost, yola birlikte çıkacak denli güven duyduğunuz bir arkadaş, size her zaman huzur verecek bir eş, ulaşmak için yıllardır uğraş verdiğiniz bir amaç edinebildiniz mi? Şöyle daha bir iyi bakın çevrenize... Size gelen, size sığınan...Sizin gittiğiniz, sizin sığındığınız...Sizin bulduğunuz dostlarınızı bir düşünüverin. Sonra da bir gerçeği görüverin gözlerinizle:

Sizin durup , soluklandığınız ve kendinizi toparlayabildiğiniz kaç adanız var çevrenizde ve...

Durup, sığınmak ve kendilerini toparlayabilmek gereksinimi duyan kaç dostunuz için siz bir adasınız?

« Önceki :: Sonraki »