Mubarek gunler - (Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed) - Blogcu



25/11/2009 • Kategori: Mubarek gunler

 

Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Umre, gelecek umreye kadar ikisinin arasındaki günâhların keffâreti­dir. Makbûl haccın ise cennetten başka bir mükâfaatı yoktur.”

Hz. Âişe (r.anhâ)'dan şöyle rivâyet edilmiştir:

- Yâ Resûlallâh (s.a.v.), kadınlara cihâd var mı? dedim.

-  “Evet onlara içinde savaş olmayan bir cihâd var­dır; Hacc ile Umre” buyurdular.

Hacc İslâm'ın eşitlik prensibinin en içten yaşandığı bir ibâdettir. Dünyânın dört bir tarafından gelmiş renk, dil, ırk ve coğrafyası ayrı insanları inanç, gâye ve mekân birliğiy­le birbirine bağlar. Cenâb-ı Hakk katında kalıbın değil, kal­bin ve onun taşıdığı îmân ve vecdin önemli olduğunu gös­terir. Hiçbir beşerî gücün bir araya getiremeyeceği bu in­san seli, Hz. Âdem (a.s.)'ın tavafa başladığı bu mübârek beldede toplanarak Müslümânların Allâh (c.c.)'ün ipine hep birlikte sarıldıkları takdîrde îmân güç ve birliğinin ne­lere kâdir olacağını şuurlu kafalara nakşeder.

Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz müjdeliyor:

“Bir kimse Allâh için hacc eder de kötü sözlerden ve fenâlıklardan uzak kalırsa, anasından doğduğu günkü kadar temiz ve günâhsız olur.”

“Kabûl olunan haccın mükâfaatı ancak cennettir.”

“Vefâtımdan sonra beni ziyâret eden, sağlığımda beni ziyâret etmiş gibidir.”

“Kabrimi ziyâret edene şefâatim vâcib olur.”

Mü'min bu müjdeler karşısında şu hadîs-i şerîften de sakınmalıdır:

“Bir kimse masraflarına gücü yetip de Kâ‘be'yi zi­yâret etmesi mümkün iken hacc farîzasını edâ etmez­se, onun yahudî veyâ hıristiyan olarak ölmesine hiç­bir mâni yoktur.”

                            (İsmail Kaya, İslâm Dînî ve İlmihâli, 233.s.)

Allah indinde Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi (Subhanallah), tahmidi (Elhamdulillah), tehlili (La ilahe illallah) ve tekbiri (Allahu ekber) çok söyleyin!

 

 

Kurban Bayramında Haneniz Saadet Ve Tebessümle Dolsun...

Rabbimin İzniyle Kurban bayramımız hac ta nasip olacak...

Dualarınızda Bulunmak Ümidiyle..

Gönül Dostları Dualarımızda...

Rabbim Dua ve ibadetlerimizi  kabul buyursun Bayram secincimiz iki misli olsun 

Hayırlı Bayramlar...

 

 



20/11/2009 • Kategori: Mubarek gunler



 

Hazret-i Âişe Sıddîka (r.anhâ) vâlidemiz, rivâyet ettikleri ha­dîste Peygamber (s.a.v.) Efendimizin şöyle müjde verdiklerini haber veriyorlar: “Zilhicce’nin ilk on gününün gecelerinden biri­ni ihyâ etmesi, o kimsenin bir seneyi hacc ve umre ibâdetiyle ihyâ etmesi gibidir. Bu (dokuz) günlerden bir gün oruç tutması, senenin öbür vakitlerinde ibâdetle meşgûl olması gibidir; o ka­dar sevâb alır.” Hazret-i Alî (k.v.) efendimizden de Cenâb-ı Pey­gamber (s.a.v.) Efendimizin şu uzun müjdeli hadîs-i şerîfleri ri­vâyet edilmiştir: “Zilhicce’nin ilk on günü gelince siz tâat ve ibâ­dete gayret ediniz; zîrâ Allâhü Te‘âlâ o günleri, öbür günlerden üstün; gecesine hürmeti de gündüzüne hürmet gibi kılmıştır. Bi­riniz Zilhicce’nin ilk on gecesinden birinde, gecenin üçte ikisi geçtikten sonra dört rek‘at namâz kılıp her rek‘atta Fâtiha’dan sonra üçer kere Âyetü’l-kürsî, üçer kere İhlâs-ı şerîf ve birer ke­re de Felak ve Nâs sûrelerini okusa ve namâzı bitirince ellerini kaldırıp “Sübhâne zî’l-‘izzeti ve’l-ceberût. Sübhâne zî’l-kâ‘ideti ve’l-melekût. Sübhâne’l-hayyü’llezî lâ-yemût. Lâ-ilâ-he illâ hüve yuhyî ve yumît ve hüve hayyun lâ-yemût. Süb-hâna’llâhi rabbi’l-‘ibâdi ve’l-bilâdi ve’l-hamdü li’llâhi kesîran tayyiben mübâraken ‘alâ küllî hâlin. Allâhu ekber kebîran. Rabbenâ celle celâluhu ve kudrete bi-külli mekânin.” dese ve sonra da dilediği gibi duâ eylese Beytullâh’ı haccetmiş, Re-sûlullâh (s.a.v.)’i ziyâret etmiş ve Allâh (c.c.) yolunda cihâd et­miş gibi ecir ve sevâb kazanır. Allâhü Te‘âlâ o kimseye, o kim­senin, dilediği şeyi verir. Sizden biriniz, Zilhicce’nin ilk on gece­sinin her gecesinde bu namâzı kılsa bu duâyı okusa ve diledi­ği gibi duâ etse Allâhü Te‘âlâ, ona Firdevs-i a‘lâyı helâl kılar; gü­nâhlarını ondan siler. O kimse Arefe günü oruç tutsa gecesinde de bu namâzı kılsa ve haber verildiği üzere duâ etse Allâhü Te‘âlâya yalvarsa; Allâhü Te‘âlâ: “Ey benim meleklerim, şâhid olunuz ki ben o kulumu bağışladım. Beytu’llâhı haccedenlere, onu ortak eyledim.” der. Bu hâlde melekler, Allâhü Te‘âlânın o mü’min kulunun kıldığı namâzı ve ettiği duâsı sebebiyle ihsân buyurduğu ecir ve sevâblardan ötürü sevinirler ve neş’elenirler.” 

(Es-Seyyid Abdü’l-kâdir-i Geylânî (k.s.), Gunyetu’t-Tâlibin, 320. s.)

 

-------------------------------------------------

Ebu'd-Derda (r.a) Zilhicce ayının önemini şöyle anlatıyor: "Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutmalı, çok sadaka vermeli, çok dua ve istiğfar etmelidir. Çünkü Resulullah (sav):
"Bu on günün hayır ve bereketinden mahrum kalana yazıklar olsun" buyurdu.

Zilhicce'nin ilk dokuz günü oruç tutanın, ömrü bereketli olur, malı çoğalır, çocuğu belâlardan korunur, günahları affedilir, iyiliklerine kat kat sevab verilir, ölüm anında ruhunu kolay teslim eder, kabri aydınlanır, Mizan'da sevabı ağır basar ve cennette yüksek derecelere kavuşur." (Şir'a)

 

17/11/2009 • Kategori: Mubarek gunler

 

 

ZİLHİCCE’NİN İLK ON GÜNÜNÜN ÜSTÜNLÜĞÜ

İbn-i Abbâs (r.a.): “Âdem (a.s.)’ın tevbesini, Allâhü Te‘âlâ, Zilhicce’nin onuncu günü kabûl eyledi. İbrâhîm (a.s.) da aynı günde hillete kavuştu; malını misafir, oğlunu kurbân ve kalbini Rahmân için bezleyledi. Tam tevekkül ancak İbrâhîm (a.s.) için doğrulandı. İbrâhîm (a.s.) Zilhicce’nin ilk on gününde Kâ‘be’yi binâ eyledi. Mûsâ (a.s.)’a da Allâhü Te‘âlâ, yine aynı günlerde münâcât ile ikrâm eyledi. Dâvud (a.s.) da Zilhicce’nin onuncu günü bağışlandı. Övünme gecesi de Zilhicce’nin ilk on günün-dedir.” diye Resûlullâh (s.a.v.)’den haber vermişlerdir. Bazıları da Kur’ân-ı Kerîm’in, Resûlullâh (s.a.v.)’e ilk gelişi de Zilhic­ce’nin onunda sabahleyin oldu dediler. Bey‘at-ı Rıdvân da Hu-deybiye de Zilhicce’nin ilk onunda oldu. Tevriye, Arefe, Kurbân bayramı, Haccu’l-ekber de Zilhicce’nin ilk on günündedir. Ebû Sa‘îd el-Hudrî (r.a.)’den rivâyet edilen hadîs-i şerîfte: “Ayların efendisi ve üstünü Ramazân ayıdır. Ondan daha üstünü, Hac­cu’l-ekber ve Kurbân bayramının bir araya geldiği Zilhicce’nin onuncu günüdür.” diye buyurulmuştur. Hazret-i Âişe Sıddîka (r.anhâ) şöyle buyurmuşlardır: “Resûlullâh (s.a.v.) zamanında teğannî ve nağmeyi seven bir kimse vardı. Zilhicce ayı görü­nünce oruç tutardı. Bu hâl Resûlullâh (s.a.v.)’e ulaşınca, o ada­mı huzûrlarına çağırdılar ve “Seni bu günlerde oruç tutmağa mecbûr eden sebeb nedir?” buyurdular. O kimse de: “Yâ Re-sûlallâh, şu günler, meşâ‘ir ve hacc günleridir. Hâcıların duâla­rına ortak olmağı Allâhü Te‘âlâdan istedim.” dedi. Resûlullâh (s.a.v.) de ona: “Zilhicce’den oruç tuttuğun her gün için bir kö­le âzâd etmiş, ondan önce bir sene ve sonra bir sene oruç tut­muş gibi sevâb vardır.” diye tebşîrâtta bulundular. İbni Abbâs (r.a.)’dan rivâyet edilen hadîs-i şerîfte ise: “İçinde oruç tutula­cak ve sâlih ameller işlenecek günler içerisinde Allâhü Te‘âlâ katında Zilhicce’nin ilk on günündekilerden daha sevgili yok­tur.” diye buyurulmuştur. Hazret-i Câbir (r.a.) de Cenâb-ı Pey­gamber (s.a.v.) Efendimizden: “Bir kimse Zilhicce’nin ilk dokuz günü oruç tutsa Allâhü Te‘âlâ her günkü orucu için tam bir yıl oruç tutmuş gibi sevâb yazar.” diye müjdeler verdiklerini rivâyet eylemişlerdir.

    (Es-Seyyid Abdü’l-kâdir-i Geylânî (k.s.), Gunyetu’t-Tâlibîn, 320.s.)

 

12/9/2009 • Kategori: Mubarek gunler



“Gerçek, biz onu Kadir gecesinde indirdik, Kadir gece­sinin (o büyük fazl u şerefini) sana bildiren nedir? Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır. O gece melekler ve Rûh, Rablerinin izniyle, her bir iş için iner de iner. O (gece) tan yeri ağarıncaya kadar bir selâmdır.” (Kadir Sûresi)

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor: “Kadir gecesini sıdk ve yakîn ile ihyâ eden mü’min-i kâmilin günâh-ı sağîrleri (küçük günâhları) mağfûr olur (affedilir).” (Câmi‘us-Sağîr)

Kadir gecesi, Ramazân ayında ve bu ayın da büyük bir ih­timâlle son on günü içindedir. Kur’ân-ı kerîm, âyetler hâlinde inzâl olmağa bu gecede başlamıştır. “Kadir gecesini Ramazân’ın son on (gününün) tekinde arayın.” (Tirmizî) diye buyrulmuştur.

Müslümânlar olarak bu geceyi ibâdetle, tâatle ihyâ etmeli, kusûr ve günâhlarımızdan dolayı tevbe ve istiğfâr etmeliyiz. Yi­ne terâvihten sonra iki rek’ât nâfile namâz kılmalı, Kur’ân-ı ke­rîm tilâvet etmeli, Peygamber (s.a.v.) Efendimize bol bol salât ü selâm getirmeliyiz. Ana, baba, akraba ve dîn kardeşlerimi­zin de hukûkuna bu gecede riâyet etmeliyiz. Kötü fiillerden son derece kaçınmalıyız.

Kadir kelimesinin lûgat ma’nâsı, güç getirmek, hüküm ve kazâ, şeref ve azâmet, tazyîk demektir. Bu ma‘nâlara göre müfessirler Kadir gecesini, şu vecihlerle tefsîr etmişlerdir.

1- Takdîr-i ilâhîde hükmolunmuş işlerin ayırd edildiği mübârek gece demektir. 2- Azâmet ve şeref demektir. 3- Tazyîk ma‘nâsınadır ki, tazyîk gecesi demek olur. Çünkü o gece inen me­leklere yeryüzü dar gelir denilmiştir. İşte Kadir gecesinde şu her üç ma‘nâ mevcûddur.

Yeryüzüne nûr saçan, âlemi zulmetten nûra garkeden ve in­sanlığa ebedî saâdeti bahşeyleyen Kur’ân-ı ‘azîmû’ş-şân bu mübârek gecede nâzil olmuştur. Kadir gecesi bütün sene içe­risinde gizli olup en ziyâde Ramazân ayının yirmi yedinci gece­si olmak gâlibdir. O gece amel, ibâdet ve mücâdele sûretiyle erişilecek hayır ve sevâb, onsuz bin ayda kazanılacak hayır ve sevâbdan çok daha ziyâde hayırlıdır.

  (Ömer Nasûhî Bilmen (rh.a.), B. İslâm İlmihâli, 531. s.)

 

12/9/2009 • Kategori: Mubarek gunler



KADİR GECESİ nin fazileti

Ramazan’ın son onundaki geceleri ihyâ etmek (ibâdetle geçirmek) menduptur. Hz. Âişe (r.anhâ)’dan bildirildiğine gö­re, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, Ramazan’ın son on gü­nü girince, geceyi ihyâ ederlerdi ve çoluk-çocuğunu kaldıra­rak ibâdet ederlerdi. Maksâd Kadir gecesini ihyâdır.

“Kadir gecesini Ramazan’ın son onunda arayınız.”

Hadîs-i şerîfi, hakkında ihtilâf edilmeyen kuvvetli bir hadîstir.

“O mübârek gecedeki amel, içinde Kadir gecesi bu­lunmayan bin aydaki amelden hayırlıdır.” (Kadir s. 3)

Hadîs-i şerîfte:

“Kadir gecesinde, sevâbına inanarak ve umarak na­mâz kılanın (ihyâ edenin) günâhlarının geçeni ve gelece­ği bağışlanır.” buyurulmuştur.

Kadir gecesinin, ömür boyunca işlenmiş günâhları örtü­cü olduğunu, müellif anlatmıştır.

Ma‘lûmdur ki, Kadir gecesi, şeref gecesi demektir. Ha­dîs-i şeriflerin verdiği haberlere göre, Kadir gecesi, Rama­zan’ın son on gecelerinde gizlidir. Gecelerini ihyâya gayret sarf etmek için gizli tutulmuştur. İ‘tikâfa girerek onu Rama­zan’ın son on gününde aramak gerekir. Nevevî'nin beyânına göre, en ümîdlisi, o on gecenin teklerinde aramaktır. Pey­gamberimiz (s.a.v.) Efendimiz, İbn Abbâs (r.a.)'nın ve Sahâbe (r.a.e.)’nin bir kısmının kavillerine göre, Ramazan’ın yirmi yedinci gecesi olduğuna işâret etmiştir.

(Mehmet Zihni Efendi, Ni‘met-i İslâm, 353-355.s.)

Ebû Saîd (r.a.)’den: Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular ki:

“Kadir gecesi bana (bugün rüyâmda) gösterildi, (şu anda hangisi olduğunu unuttum). O gecenin sabahında kendimi su ve toprak içinde secde eder buldum.” derken hava bozdu, yağmur başladı. Zaten mescîd çardak şeklindey­di (üstü dallarla örtülü idi). Resûlullâh (s.a.v.)'in burnu (alnı) üzerinde ve burun yumuşaklarında su ve toprak bulaşığını gördüm. O gün Ramazan’ın yirmi birinci sabahıydı. (Buhârî)

 

« Önceki ::