Yuregin kalemi - (Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed) - Blogcu



19/10/2009 • Kategori: Yuregin kalemi



Yaprakları Dökülüyor A
ğaçların,
Bacalarından Evlerin Dumanlar Yükseliyor……..
Açık Mavi Gökyüzü, Koyuya Vurmu
ş………

Ü
şüyorum…….

Yollarında Yürüyorum Gurbetin,
Tebessümler ediyorum kendi kendime,

Demelerini Umursamıyorum
İnsanların Acaba Niye gülüyor diye...
Tebessümlerinde Bile Gözlerim Dolu,
Bunu Bilmiyorlar...

Farzetsinlerki Zırdeliyim ben.........

Çi
ğseleyen yağmurunda, Ruhundaki Fırtınaları,
Dindirmek için So
ğuğunda yürüyen, Kaç tane Akıllı vardır Zaten..............

Pardüsemde Kar etmiyor.......
Sadece Bedenimle De
ğil, Ruhumlada, Üşüyorum..............

İsterdimki, Hercai Gönlüm Dile Gelsin,
Ba
ğırsın bağırabildiği kadar.........
Akıtsın
İçinde Ne varsa...........
Susmayı tercih ettim.........

Susuyorum……….

Sustukca, Ü
şüyorum………..

Dayanılmaz Bir Acının Çığğı,
Bir Ezginin Hüzünlü Nakaratı,
Yürek Volkanının yakan Lavları.....

Es be Deli Rüzgar esss,

Yalanlarda yüreğim......................

Benim bile Olmadı
ğım Bir yere götür, Beni..............

Isınayım...........
Kaldıkca Buralarda, Ü
şüyorum......................

BEN BANADA KÜSÜYORUM..........

                                                           alıntı

29/6/2009 • Kategori: Yuregin kalemi



Tanınmış gezgin Thomas Cook, bir araştırma gezisi sırasında Atlas Okyanusu'nun ıssız bir yerinde, çığlıklar atan milyonlarca kuşun havada daireler çizerek uçtuğunu gördü. Kulakları sağır edecek denli yüksek sesle çığlıklar atan kuşların kimileri yoruldukça, kendilerini okyanusun dev dalgaları arasına atıyorlardı. Onlar bu son hareketleriyle yaşamlarına son veriyorlar, kendilerini okyanusun dalgalarına bırakırken, çaresizlikten ölüme teslim oluyorlardı.

Bu olaya yalnızca Thomas Cook değil, o bölgede ki balıkçılarda yıllardır tanık olmuşlardı. Kuş bilimcileri ise, yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların farklı yönlerden gelerek okyanusta bu noktada birleştiklerini keşfediyorlar, fakat onların, birbirleri peşisıra kendilerini ölümün kucağına atmalarının nedenini bir türlü çözemiyorlardı.

Gerçek, geçtiğimiz yüzyılın ortalarında anlaşıldı. Bu trajik olayın yaşandığı yerde bir zamanlar bir ada vardı. Göçmen kuşların göç yolu üzerinde bulunan bu ada, bir deprem sonunda, okyanusa gömülmüştü. İnsanların, yok olduğunun bile ayırdına varamadıkları ada, göç yollarının ortasında kuşlar için vazgeçilmez "dinlenme" durağıydı. Kuşlar binlerce yıllık kalıtımsal alışkanlıklarıyla adanın yerini bilmekteydiler ve yıpratıcı, uzun yolculuklarının ortasında, biraz dinlenebilmek ve toparlanabilmek için, yine binlerce yıllık kalıtımsal güdüleriyle, okyanusun ortasındakiadaya geliyorlardı ama... Olması gereken yerde adayı bulamayınca, yorgunluktan bitkin bedenlerini çığlık çığlığa okyanusun sularına bırakmak zorunda kalıyorlardı.

Söz kendini toparlamaktan açılmışken soralım. Sizin hiç "kendinizi toparlayacağınız" bir adanız oldumu? Yaşamın uzun "göç yolları"nda acaba, sizinde bir yudum taze soluk alabileceğiniz, yolunuzun kalan bölümüne dinç olarak devam etmenizi sağlayabileceğiniz bir adaya sahip olabildiniz mi? Birgün yerinde bulamadığınızda ise, ona illede ulaşmak ve sığınmak için başınız dönercesine, dengeniz bozulurcasına çırpınıp kanat çırptığınız bir ada yaratabildiniz mi yaşamınızda kendinize?

Herşeyi sınırsızca paylaşabildiğiniz bir dost, yola birlikte çıkacak denli güven duyduğunuz bir arkadaş, size her zaman huzur verecek bir eş, ulaşmak için yıllardır uğraş verdiğiniz bir amaç edinebildiniz mi? Şöyle daha bir iyi bakın çevrenize... Size gelen, size sığınan...Sizin gittiğiniz, sizin sığındığınız...Sizin bulduğunuz dostlarınızı bir düşünüverin. Sonra da bir gerçeği görüverin gözlerinizle:

Sizin durup , soluklandığınız ve kendinizi toparlayabildiğiniz kaç adanız var çevrenizde ve...

Durup, sığınmak ve kendilerini toparlayabilmek gereksinimi duyan kaç dostunuz için siz bir adasınız?

1/4/2009 • Kategori: Yuregin kalemi



Ben benide Küstürdüm........

Hüzünleri ve acıları ile, Kopup gidiyorum yine.....


Zordayım.....

Yeni Yeni, Açarken Soldu Gönülcüğüm,
Hayat Perdesinde.....

Satırlar Bile ne kadar uzak benden,
Halimin Bu Seyrinde...........

Seslenişimde ve Serzeneşimde,
Anladım, Yanması lazım İllaha Yüreğiminde............


Zordayım.........

Hayaller, Gözleri Açınca Bitiyor,
Izdırabı İnsanı Yüreğinden fazla Yakıyor………..

Sanıyorsunki,
Volkanın lavları Dağlarda değil İçinde akıyor...........
Rüzgar yaprakları değil, Seni Savuruyor......

Tebessümler Konduruyorsun Güçte Olsa,
Ah Umud Diye.........

Ama Biliyorsun,
Umudda ufuklardan, Kayıplara karışıyor......


Zordayım.............


Kabına Sığmıyor Yüreğim,

Sundukları Hazineler, Bilmiyorlarki Viranelerim,
Reddiyesini Yıllar Önce Vermişim.............

O Yüzden, Sürgünündeyim Şimdi Ömrümüm,
Karakışında mevsimin.........

Yağmurlara gerek Yok, Kanıyor Zaten Yüreğim....


Zordayım......

                                                                 alıntı

20/1/2009 • Kategori: Yuregin kalemi




Hüznü,
Acıyı,
Sızıyı,

Yalnız Bırakılmışlığı,
Çaresizliği En doruğunda Yaşarken Kardeşlerim...
Ben Gülemem,
Sevinemem,
Hiçbirşey olmamış gibi Yaşayamam,
Davranamam...
Zulme ASLA EyvaALLAH diyemem,demem...

Üstad Mehmet Akif'in dediği gibi;

"Adam aldırmada geç git diyemem Aldırırım,
Çiğnenir,Çiğnenirim
HAKKI tutar kaldırırım."




Filistin yanıyor, Filistin ağlıyor..
Tüm dünya susmuş bakıyor!!!
Bumudur insanlık ?
Ey müslüman seninde kardeşlerin için bir Dua'n yokmudur???!!




Allah ım sen onların yar ve yardımcıları ol Ya Rab...

------------------------------------------------------------------

Ben
http://sedatuncer.blogcu.com/ kardeşim tarafından mimlendim

Bende
http://2563.blogcu.com/
  ablamı
ve http://beyza99.blogcu.com/ kardeşimi mimledim.
5/1/2009 • Kategori: Yuregin kalemi

>

 

Zamanın buharlaştığı, saniyelerin asır olduğu, insanlığın öldürüldüğü, mananın kaybolduğu, gözyaşlarının sel olup aktığı, güllerin kan koktuğu, yıldızların sündüğü, küfür dolu bir dünyanın kör bir gecesindeyim yine...
Yatağıma uzanıyorum, uyumak istiyorum, hiçbir şeyi hatırlamak istemiyorum. Her şey acı veriyor çünkü... Dört duvar üstüme geliyor, yastığım beni boğuyor, yorganım kemiklerimi kırıyor, uyumak istiyorum… Kendimi, hayatımı, insanlığı unutmak istiyorum. Uyumak istiyorum, bir daha uyanmamacasına... Hiçliğin içinde kaybolmak istiyorum, gözlerimi yumuyorum, karanlık beni boğuyor, gözlerimi açıyorum dünya bana kurşun sıkıyor…
Sıcak bir yuva arıyorum, beni koruyup kollayacak… Babam aklıma geliyor, koşuyorum o sıcak kucağa, kollarımı uzatıyorum, sar beni babacığım diyorum ama babam kucaklamıyor beni, sarmıyor, öpmüyor beni... Baba, halen demir parmaklılar arkasındasın değil mi?
Ve annemi arıyor gözlerim, anne diye haykırıyorum... Bir daha anne diyorum, sözcükler boğazıma, acılar kalbime saplanıyor... Anne sarsana beni, gözyaşlarımı silsene, bir ninni söylesene, ciğer pareni bassana bağrına, bir tanem deyim yanağımdan öpsene, ama bağrına basıp öpmeyecek, koklamayacaksın değil mi?
Kanlar içindeki bedeninle hala yerde yatıyor musun? Neredesin canım annem, kim kıydı sana, haydi bir şeyler söylesene ciğerparene… Sen olmayınca kim siler gözyaşımı, kim okşar başımı, kim ninniler söyler bana, kim öper yanağımdan, kim ısıtır bedenimi... Sende bilmiyorsun değil mi?
Dönüşü olmayan bir yolculuktasın, ne kadar isterdim şimdi yanımda olmanı, elimden tutup bana gülümsemeni, beni teselli etmeni ne kadar isterdim bir bilebilsen… Ama her sabah güneş gibi başımı okşayan elin artık olmayacak değim mi?
Herkes bizi unuttu anne, tüm dünya düşman bize… Her doğan günde bombalar yağıyor üstümüze… Her yeri ceset kokusu sarmış, kefensiz gömülüyor artık insanlar… Mezarlara üçer beşer konuluyor ölüler… Bir tek kuş bile semada yok…
Yer ağlıyor, gök ağlıyor, dağlar, taşlar ağlıyor, Peygamber ağlıyor, Ashab ağlıyor, Kâbe, Mescid-i Aksa ağlıyor… Ama insanlık gülüyor…
Herkes unuttu bizi ümmeti Muhammet nerde, niçin terk etti bizi… Ey Müslümanlar, ey hayata dört elle sarılanlar… Hani biz bir vücudun organları gibiydik, Hani biz bir binanın tuğlaları gibiydik, Hani organlardan biri hasta olunca diğer organlar da sancılanırdı. Hani birimizin ayağına bir diken batsa diğeri acıyı yüreğinde hissederdi…
Hani aynı İlaha, aynı Peygambere inanıyorduk… Hani kıblemiz aynı, babamız birdi… Hani müminler Muhacir ve Ensardı… Hani bir mümin bir müminin sıkıntısını giderirdi… Hani müminler kardeşti… Kardeşliğiniz nerede… Biliyorum, siz de unuttunuz bizi…
O mükemmel sofralarınız, pembe dizileriniz, arabalarınız, kadınlarınız, çocuklarınız, malınız, mülkünüz, makamınız, keyfiniz her şeyden daha önemli değil mi? Nasıl olsa hiç ölmeyeceksiniz, Ebedi yaşayacaksınız değil mi? Dünya’ya çaktığınız çiviler yerlerinden nasıl olsa hiç çıkmayacak, değil mi? Yine de canınız sağ olsun…
Filistin’de yaşamak, cehennemde yaşamaktır… Filistin’de ağaçlar çiçek açmaz, çiçekler kokmaz… Güneş ısıtmaz… Filistin’de çocuklar, oynamanın, gülmenin, sevinmenin ne olduğunu hiç bilmez… Onlar, İsrail tanklarıyla oynarlar, mermilerden saklanırlar… Filistin bir cehennem sahnesidir… Sahte cennetlerinizden seyredin… Her gün körebeye yakalanan Filistinli çocukların, kanlar içinden yere yığılışını…
En çok neleri isterdim bilir misiniz? Masmavi bir gökyüzünde, uçurtma uçurmayı… Mahalle çocuklarıyla, birdirbir oynamayı… Doyasıya gülmeyi, anneme, babama sımsıkı sarılmayı… Sıcak bir odada, yumuşak bir yatakta, sabaha kadar, kâbuslar görmeden, deliksiz uyumayı… Sabah yüzümü yıkayınca, Annemin saçlarımı taramasını… Bir bardak sıcak çayı, aile soframızın sıcaklığında yudumlamayı… Ne kadar çok isterdim. Yoksa çok mu şey istiyorum, söyleyin…
Bir de en çok neleri istemezdim, bilir misiniz? Ağlayan çocuk seslerini duymayı, Annelerin yavrularının cesetleri başındaki feryatlarını, bomba seslerini, kurşun, kelepçe seslerini duymayı… Kara bulutlarla kaplı gökyüzünü… Kolları, taşlarla kırılan insanları… Vücudu, mermilerle parçalanmış bebekleri… Hiç ama hiç, istemezdim…
Bizi unutmayın, bizi terk etmeyin, Bize yardım elinizi uzatmayacak mısınız? Sizden para, mal, mülk istemiyoruz… Evlerinizi, arabalarınızı hiç istemiyoruz… Sizden dua bekliyoruz… Bizleri bari dualarınızda unutmayın… Bir selam gönderin sadece… Sadece gözyaşlarımızı silecek beyaz bir mendil gönderin, kenarı işlemeli olmasa da olur…
Bizim için dua edecek, diller istiyoruz… Öldüğümüzde üzerimize bir avuç toprak atacak eller… Hiç değilse sıcak yuvalarınızda, televizyon başında, izlerken Filistinli çocukların yok oluşunu… Lokmalar boğazlarınıza tıkansın… Ve dualarınızı, bir damla gözyaşıyla arıtarak gönderin… Sadece ağlayın, Ey Müslümanlar… Kendi kurtuluşunuz için ağlayın… Ağlayamazsanız eğer, anlayamazsınız bizi…
Nelere gülüyor, Nelere ağlıyorsunuz, düşündünüz mü? Yüreği kurşunlarla paramparça edilmiş, bir Filistinli çocuk, dağlamıyorsa yüreğinizi… Ne taşıyorsunuz göğsünüzde, söyler misiniz? Nasıl rahat eder bir vicdan, bunca vahşet karşısında… Yine de canınız sağ olsun… Bizi unutsanız da, acılarımız vicdanınızı, sızlatmasa da… Bir damla gözyaşınızı, esirgeseniz de… Canınız sağ olsun… Ve şimdiden, bayramınız mübarek olsun…

Giyinin markalı elbiselerinizi, takın kravatlarınızı, altınlarla bezeyin ey kadınlar ve şatafat içinde kutlayın bayramınızı… Bayramsa, bayramınız mübarek olsun…

Ya Rab, tek umudumuz, tek sığınağımız ancak sensin sen... Bize yardım et… Müslümanlar bizi terk etti… Sen terk etme bizi ya rab… Bizi koru… Bizi gözet ve bizi de sevinçle kutlayacağımız, bayramlara ulaştır… Resulün gözyaşları için, hatırı için, yardım et bize… Bizi affet, yaptığımız hatalardan dolayı, helak etme bizleri… Bağışla merhamet et…
Bizi terk eden, bizden dualarını bile esirgeyen, bizsiz ve bize rağmen bayram yapan, kardeşlerimizi de affet… Onlara şuur, onlara vicdan, onlara iz’an bahşet… Bizi sensiz ve çaresiz bırakma Ya Rab... Bize kaymayan ayaklar, kopmayan yürekler ver…
Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır… Ayaklarımızı hak üzere, sabit kıl… Kâfir kavme karşı bize, yardım et… Ve kahret zalimleri…

« Önceki ::