islamin gunesi - (Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed) - Blogcu



17/11/2009 • Kategori: islamin gunesi

CESEDİMİZİN PARÇALARI VE BU PARÇALARDAN BEKLENEN VEFÂ


 

Bâzı hâkim zâtlar şöyle demiştir:

- Âdemoğlunun cesedi üçe ayrılır: Kalbi, dili ve diğer or­ganları. Allâhü Te‘âlâ, bu parçalardan her birine ayrı bir ik­râmda bulundu. Kalbe, kendi zâtını tanıyıp bilmeyi, şahâde­tini ikrâm etti. Dile de Kur’ân okumayı ihsân eyledi.

Diğer organlara ise, namâz, oruç vb. gibi ibâdetleri yap­mayı ihsân eyledi.

Bu parçalardan her birine, gözetleyici ve koruyucu kıldı. Kalbin korunmasını, bizzat kendisi üzerine aldı. Bu durum­da kulun kalbinde saklananı yalnız Allâhü Te‘âlâ bilir.

Dilin korunmasına hafaza meleklerini ta‘yîn etti. Bu ko­nuda şöyle buyurdu:

- “İnsanoğlu bir söz etmeyedursun, mutlakâ yanında hazır duran bir gözcü vardır.” (Kaf s. 18)

Kalan organlara ise emri ve yasağı saldı.

Allâhü Te‘âlâ, her organdan bir vefâ bekler. Kalbden beklediği vefâ şudur: Îmânda sebât, hiç kimseye haset et­memek, hiç kimseye düşmanlık ve hîle etmemek.

Dilden beklenen vefâ şudur: Gıybet etmemek, yalan söylememek, üstüne düşmeyen sözü etmemek.

Diğer organlardan beklenen vefâ şudur: Allâh’a âsî ol­mamak, Müslümânlardan hiçbirine eziyet etmemek.

Bir kimse, kalbinden gelecek vefâyı bozarsa münâfık olur. Aynı şeyi dile getirirse kâfir olur.

Diğer organların vefâsını bozan ise âsî olur.

Ebû Sa‘îd el-Hudrî (r.a.) şöyle anlattı:

-  Diğer a‘zâlar hep birlikte dil için yalvarırlar. Dile hi­tâben şöyle derler:

- Allâh’tan dilediğimiz, seni istikâmet üzere kılması­dır. Eğer sen, doğru yol üzere olursan, biz de istikâmet üzere oluruz. Eğer sen, bozulur, eğri yola saparsan, biz de eğri yola saparız.

(Ebû Leys Semerkandî, Tenbihü’l-Ğâfiltn Bostânu’l-‘Ârifin, 246-248.s.)   

9/10/2009 • Kategori: islamin gunesi


Hayırda Seçme ve Hizmette Sınır Olmaz

Az çok demeden elden gelen hayrı yapmalıdır. Allah Teala (c.c) kulundan razı olursa, kulun ameline göre değil, kendi rahmetine göre ikram eder. O’nun kulundan azıcık razı olması her şeyin üzerindedir.

Allah Teala’nın rızası ibadet ve güzel amellerde, gazabı günahlarda, dostları insanların arasında gizlidir. Hangi iyi amelimizin affımıza vesile olacağını bilemeyiz. Aynı şekilde hangi günahımızın bizi azaba götüreceğini de kestiremeyiz. Yine, hangi gönlü kırarsak Allah’ın gazabına uğrayacağımızı da bilemeyiz. En emniyetlisi, hiçbir hayrı küçümsemek; hiçbir kötülüğü basite almamak ve haksız yere hiçbir insanı incitmemektir. “Sen bir hayır yap denize at, balık bilmezse Hâlık bilir” sözü, kime yapılırsa yapılsın hiçbir hayrın zayi olmayacağını anlatmak için söylenmiştir.

Cennetin her bir kapısı ayrı bir hayır ehlin için tahsis edilmiştir. Cennetin bütün o kapılardan çağrılmak isteyen kimse, o kapılara has iyiliklere talip olmalıdır. Ne mutlu o kimseye ki, güzel ahlakı ve cömertliği ile dünyada gönüllerdeki sevgi cennetine girmiştir ve bunun hediyesi olarak ahirette de ebedi saadet yurdu olan gerçek cennete davet edilmiştir. İşte müjde: Rasulullah Efendimiz (s.a.v) bir gün sahabilerine “Kim Allah yolunda en kıymetli mallarından infak ederse, cennetin kapılarından davet edilir. Cennetin sekiz kapısı vardır. Namaz ehlinden olan bir kimse, namaz kapısından çağrılır. Cihat ehlinden olan bir kimse, cihad kapısından çağırılır. Sadaka ehlinden olan bir kimse, sadaka kapısından çağırılır. Oruç ehlinden olan kimse, ‘Reyyan’ kapısından çağrılır” der. Hz. Ebu Bekir (r.a) “Ya Rasulallah, söylediklerinizin hepsini yapan bir kimsenin durumu nedir? Bütün bu kapılardan çağrılacak kimse var mıdır?” diye sorar. Rasulullah (s.a.v) “Evet, vardır. Öyle ümit ediyorum ki onlardan birisi de sen olursun” buyurur.

Hayrın sonu hayra çıkar

Güzel niyetle yapılan her hayrın neticesi iyi olur. Bu konuyu Alemlerin Efendisi’nin anlattığı şu olaydan anlıyoruz: İsrailoğulları zamanında bir adam “Ben bu gece malımdan bir sadaka vereceğim” der ve sadakasını alıp evinden çıkar. Sadakayı (bilmeden) kötü yola düşmüş bir kadının eline koyar. Sabah olunca durum fark edilir; insanlar o kötü kadına sadaka verildiği hakkında konuşmaya başlar. Adam ise o kadına verdiği sadakadan dolayı Allah’a hamd eder. Sonra tekrar “Muhakkak bir sadaka vereceğim” diyerek evinden çıkar. Bu defa sadakayı bir zenginin eline koyar. Sabah olunca durum anlaşılır, insanlar “Bu gece bir zengine sadaka verilmiş” diyerek konuşmaya başlar.

Adam, “Allahım! Bu zengine verdiğim sadakadan dolayı sana hamd olsun!” der ve yine “Bu gece de bir sadaka vereceğim” diyerek evinden çıkar. Bu defa sadakayı bir hırsızın eline koyar. Sabah olunca durum anlaşılır ve insanlar “Bu gece bir hırsıza sadaka verilmiş!” diyerek konuşmaya başlar. Adam yine hem o kadına hem zengine hem de hırsıza verdiği sadakadan dolayı Allah’a hamd eder. Bu olayın ardından adama rüyasında bir melek gelerek “Senin vermiş olduğun sadaka Allah katında kabul edildi. O kötü kadına verdiğin sadakanın bereketine, umulur ki o, iffetli bir kadın olur. Şu sadaka verdiğin zengin de, bundan ibret alır da, Allah’ın kendisine verdiği nimetlerden başkalarına infak eder. Kendisine verdiğin sadakanın bereketine şu hırsız da, belki hırsızlıktan elini çeker” der.

Rasulullah Efendimiz (s.a.v) bu şahsın örnek halini anlatarak, onun samimi niyet ve ihlasını takdir etmiştir. Demek ki iyi niyetle verilen bir sadaka, zahiren yerini bulmasa da sahibine sevap getirir. Ahlakı kötü insanlara Allah rızası için yapılan iyilik ve ikramlar, onun ıslahına vesile olabilir. Hayır yaparken her zaman şahıs seçmek doğru değildir. Kapımıza gelen kimsenin şekline aldanmayalım. Öyle insanlar vardır ki, halk kendisine hiçbir kıymet vermezken o, Allah Teala’nın veli kullarından birisidir. Onun için büyüklerimiz “Her geceni Kadir, her geleni Hızır bil!” demişlerdir.

Zerre zayi olmaz

Bir gün Hz. Aişe validemize (r.anha) bir dilenci gelir; bir şeyler ister. Annemiz üzerini yoklar, elbisesinin cebinde sadece bir adet kuru üzüm bulur. Onu dilenciye uzatır. Dilenci verilenin bir üzüm tanesi olduğunu fark edince almaktan çekinir gibi davranır. Kendine göre, annemizin bu kadar küçük bir şeyi sadaka vermesini hoş bulmaz. Etrafındakiler de durumu biraz yadırgar. Aişe validemiz (r.anha), elindeki üzüm tanesini uzatıp “Al onu; eğer kabul edilirse onun içinde yüce Allah’ın sayıp ahirette amel terazisine koyacağı nice zerreler var” der. Aişe annemiz (r.anha) bu sözüyle, Zilzal suresindeki, “Kim zerre kadar hayır yaparsa onu görür. Kim de zerre kadar kötülük yaparsa onu görür” ayetine işaret etmiştir.

Allah rızası için yapılan bir işe küçük veya az denmez. Hayır yaparken kullardan utanmak ve hayırdan geri kalmak yanlıştır. İhlas, amelde kullara değil, yüce Mevla’ya bakmaktır. Yüce Mevla’nın rızası hayırlar içinde gizlidir. Az çok demeden elden gelen hayrı yapmalıdır. Allah Teala (c.c) kulundan razı olursa, kulun ameline göre değil, kendi rahmetine göre ikram eder. O’nun kulundan azıcık razı olması her şeyin üzerindedir. Yüce Rabbimiz cennete ve cemale giden yolda cümlemizi muvaffak etsin.

“Ey kulum! beni niçin doyurmadın?”

Allah Teala kıyamet gününde “Ey kulum! Senden yiyecek istedim, beni niçin doyurmadın?” der. Kul, “Ya Rabbi! Sen alemlerin Rabbi olduğun halde ben seni nasıl doyururum?” diye sorar. Allah Teala “Hatırlasana, falan kulum senden yiyecek istedi, sen onu doyurmadın. Bilmiyor musun, eğer onu doyursaydın, (yaptığın hayrı) benim katımda bulacaktın. (Onun ihtiyacını görüp sevindirmekle beni memnun etmiş olacaktın)” diye cevap verir. Ve tekrar, “Ey Ademoğlu! Senden su istedim bana su vermedin” der. Kul, “Ya Rabbi! Sen alemlerin Rabb’i olduğun halde ben sana nasıl su verebilirim?” diye sorar. Allah Teala “Hatırlasana, filan kulum senden su istedi, sen vermedin. Eğer ona su verseydin bunu benim indimde bulurdun” der.
Hadis-i Şerif


M. Saki EROL /Semerkand

Bu güzel mail için 2563 kardeşimden Rabbim razı olsun..


 

15/2/2009 • Kategori: islamin gunesi





İmam- Hazretleri bir sabah namazdan sonra evine dönerken yolda birine rastlar.Adam önce selam verir iyi dilek ve duada bulunduktan sonra da"hayırlı sabahlar"manasında"nasıl sabahladın?der. Hazret-i imam nasıl sabahladıgını şöyle anlatır:_Sekiz tane şeyin benden istendigini düşünerek sabahladım!:


Adam şaşırır:_Ya imam kim sizden 8 tane şey istiyebilir?sizin kimseyle takışık bir işiniz yoktur ki? Hazreti imam tebessüm ederek meseleyi açar: _Bak benden her sabah kimler neler istiyorlar der ve şöyle izah eder:


1)Rabbim benden farzını istiyor


2)Resulullah benden sünnetini istiyor


3)Aile çoluk çocuk günlük masrafını istiyor


4)Nefis kendine tabi olmamı istiyor


5)Şeytan arkasından gitmemi istiyor


:6)Kiramen katibin melekleri iyi şey yazdırma
mı istiyor


7)Geçen günler ihtiyarlanmamı istiyor


8.Son olarak da Hazreti azrail hazır olmamı istiyor


.......İşte ben bütün bu isteklerin muhatabı olarak sabahlamış bulunuyorum.Her sabah bu sualler cevap bekliyor. Hazret-i şafii'yi dinleyen adam düşünmeye başlar.


Bir kaç saniyelik tefekkürden sonra sorar:_Ya imam bu saydıgın şeyler sadece sendenmi isteniyor yoksa bendende isteniyormu? İmam tebessüm eder :
_Orasını ben diyemem sen düşün !.
Adam başını aşagı eger söylenerek devam eder:
_Meger her sabah benden neler isteniyormuşta haberim yokmuş.Bende düşünmeliyim bunları!....
_Ne dersiniz sizden de böyle 8 şey isteniyormu???
RABBİM BİZİ SASIRTMASIN İNSAALLAH....

28/7/2008 • Kategori: islamin gunesi


Mİ‘RÂC GECESİ

Cenâb-ı Allâh’ın emriyle Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) “Burak” adı verilen semâvî bir binek ile bu gecede Mescîd-i Harâm’dan, Mescid-i Aksâ’ya gitmiştir. Yolculuğun başlangıcını, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz şöyle anlatmışlardır: “Ben Kâ‘be’de, Hicr-i İsmâîl’de, uyku ile uyanıklık arasında bulunduğum bir sırada, bir de baktım; Cibrîl (a.s.) bana Burak’ı getirdi.” Böylece başlayan yolculuk bir gece içinde tamam olmuştur. Peygamberimiz (s.a.v.) Mescid-i Aksâ’da iki rek’at namâz kılmıştır. “Bana peygamberler gösterildi; onlara, imâm olarak namâz kıldırdım.” diyerek Mescîd-i Aksâ’daki namâzı ta’rîf etmişlerdir. Sonra yine Cebrâil (a.s.) ile birlikte semâya yükselerek “Sidretü’l-müntehâ” denilen kısma geldiği zamân Cebrâil (a.s.), Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’e: “Yâ Resûlallâh, artık ben ileri gidemem. Eğer bir parmak ileri gidersem yanarım. Daha ilerisi Allâh’a ve Habîbine âiddir.” demiştir. Bundan sonra Peygamberimiz (s.a.v.) “Refref” adı verilen vasıta ile bu ulvî seyahâta devam ederek arş, kürsî, cennet, cehennem gibi varlıkları seyretmişlerdir. (Tebliğ Gazetesi)

 

Mİ‘RÂC-I NEBEVÎ (S.A.V.)

Resûlullâh (s.a.v.)’in mi‘râcı hicretten bir sene veyâ onsekiz ay evvel vukû‘ bulmuştur. Rûh ve cesetle berâber gerçekleşmiştir. Ebû Seleme (r.a.) der ki: “Mî‘râc, İsrâ vak‘âsı üzerine müşrikler fitne buhrânına düşerek âdetâ deli gibi oldular. Ebû Bekir (r.a.)’in yanına koşarak Resûlullâh (s.a.v.)’in: İsrâ’ya dâir verdiği haberi Ebû Bekir (r.a.)’e söylediler.” Ebû Bekir (r.a.) de onlara: “Muhammed (s.a.v.)’in doğru sözlü olduğuna kanâatım vardır. Bu kanaatimi size de bildiririm.” dedi. Müşrikler: “Demek Muhammed (s.a.v.)’in bir gecede Mescid-i Aksâ’ya gidip sonra dönüp geldiğini sen de tasdîk ediyorsun?” dediler. Hz. Ebû Bekir (r.a.) de: “Evet tasdîk ediyorum. Değil böyle, bundan daha ziyâde uzaklarına da, meleklerin gökten haber getirdiklerine de inanmışımdır.” dedi.

(Hz. Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu (k.s.), Musâhabe, 3.c., 29.s.)

 

 

 

11/6/2008 • Kategori: islamin gunesi


 

İmanı kuvvetlendiren, tadını hissettiren çok şey vardır. Bazıları şunlardır:

1- Güzel ahlaklı olmak.

2- Hep Allahü teâlâyı hatırlamak.

3- İhlaslı olmak.

4- Cömert olmak.

5- Haramlardan kaçmak.

6- Küfre düşmekten çok korkmak.

7- Sevdiğini Allah için sevmek, sevmediğini Allah için sevmemek.

8- Salih olmak.

9- Namaza çok önem vermek.



 Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:


(İmanı en kuvvetli mümin, güzel ahlaklı olandır. Yanına herkes kolayca yaklaşır, geleni gideni çok olur. Herkesle iyi geçinir. Çevresi ile iyi geçinemeyende hayır yoktur.) [Taberani]

(Nerede olursa olsun, Allahü teâlâyı unutmayanın imanı kuvvetlidir.) [Beyheki]

(Allah için yaptığı işlerde kınanmaktan korkmayan, ameli ihlaslı olan, iki işten biri ahirete, diğeri dünyaya faydalı olsa, ahirete faydalı olanı tercih edenin imanı kuvvetlidir.) [Deylemi]

(Kur’an okumak ve Allah’
ı zikir imanı kuvvetlendirir.) [Deylemi]

(Müslüman cömerdin imanı kuvvetlidir.) [Deylemi]

(Allah korkusundan dolayı harama bakmayan imanının tadını alır.) [Taberani, Hakim]

(Allah’
ı ve Resulünü her şeyden çok seven, yalnız Allah’ı
n sevdiklerini seven ve küfre düşme korkusu, ateşte yanma korkusundan çok olan kimse imanın tadını bulur.) [Buhari]

(Üç şey imanın tadını artırır: Allah ve Resulünü her şeyden çok sevmek, kendisini sevmeyen müslümanı Allah rızası için sevmek ve Allah’
ı
n düşmanlarını sevmemek.) [Taberani]

(İyilik edince sevinen, günah işleyince üzülen imanlıdır.) [Taberani]

Sabah ve akşam şu duayı okuyan şirke düşmekten kurtulur ve imanı kuvvetlenir:

(Allahümme inni euzü bike min en üşrike bike şey-en ve ene a’lemü ve estağfirü-ke li-ma la-a’lemü inneke ente allamül-guyub) [İ. Ahmed]

« Önceki ::